YENİ
8 Nisan 2026
Değerli okurlar,
bitkilerin çiçeğe durduğu bu güzel bahar günlerinde PAMPHYLIA kitabımızın baskısı tamamlanıp, kitapçı raflarında yerini aldı.
03 Mart 2026
YENİ YAYIN / PAMPHYLIA
Değerli okurlar,
Anadolu Uygarlıkları serisinin 5. kitabı “AKDENİZ ESİNTİSİNDE YEŞEREN UYGARLIK İZLERİ PAMPHYLIA ANTALYA’DAN ALANYA’YA İLK YERLEŞİMLER, ANTİK KENTLER, MÜZELER” kitabımızın tasarımını tamamlayıp SON SÖZ’ümüzü de söyleyip matbaaya teslim ettik. Matbaadan çıkmasını heyecan içinde sabırsızlıkla bekleyeceğiz. PAMPHYLIA kitabımız büyük olasılıkla Nisan ayında kitabevi raflarında olacak. Öncelikli ‘www.uranus.com.tr’ sitemizden ön alım yapılabilecek. Kitabımızın yapraklarında kayıtlı SON SÖZ’den bir demet:

"Çekim, yazım ve tasarımın ardından baskıya girmeden SON SÖZ’ü söylemek daha da anlamlı; senaryonun bölümlerini tamamlayıp bitirdiğimizde PAMPHYLIA’nın 40 yıla sığan belgeseli çıktı ortaya. Belgesel film kıvamındaki çalışmamız beyaz perdeye değil, ak kağıda yansıyıp kalıcılaştı; kütüphane raflarında yerini alarak belleğimizin bir parçası oldu. 40 yıl içinde ne çok şey değişti; olumlu, olumsuz bir yığın tanıklığımız oldu: Bazen hüzünlenip, üzülüp öfkelendik; bazen de sevinip, coşup ezgiler mırıldandık. Bilim, kültür-sanat insanları ve arkeologların bitip tükenmek bilmeyen enerjisi ve yaratıcılığı Anadolu’nun kökeninin aydınlanmasına nice katkılar sağladı; gurur duyduk bu aydınlanma çabaları için. Yok edicilik hep karanlığı çağrıştırır; yok olan, bir sanat eserinin sadece uzay boşluğundaki varlığı değil, binlerce yıldan damıtılmış kültür-sanat / bilgi kaynağıdır aslında. 1990’lı yılların başında Perge Tiyatrosu sahne binası birinci podyumunun güney kısa yüzünde -sağlam gördüğümüz- frizdeki Esin perisi ve Kestros’u (Aksu Nehri) simgeleyen tanrı betiminin 2020’li yıllara ulaşamadan tahrip edildiğine tanık olduğumuzda içimiz sızladı. Anadolu kültür varlıklarını turizm etkinliği içine alırken, çok önemli bilgi barındırdığını, günümüze değin süren kültürel devamlılığın bir parçası olduğunu önceleyip, çok sıkı koruma önlemleri alarak bu tahribatların önlenebileceğine inanmaktayız. Çok yoğun, kontrolsüz turizm etkinliği ve denetimsizliğinin bu uygarlık izlerine zarar verip zamanla yok ettiğine sıkça tanık olduk. Kontrollü ve denetimli turizm etkinliği kültür varlıklarımızı -yıpranmasını azaltıp- koruyacaktır. Denetim-koruma sağlayan kurum çalışanlarının da eğitilip, kültür-sanat varlıklarını koruma bilinciyle donatılması, onların daha duyarlılıkla sahiplenip korumasını getirecektir.
Akdeniz esintisinin hayat verdiği bu toprakların uygarlık izlerini sürmek keyifli olduğu kadar öğreticiydi. Bin yıllar öncesi Paleolitik yaşam izlerini sürmek için Attaleia’nın kuzeyi ve batısındaki mağaralara uzanmak gerekti; Beldibi mağarası duvarı çizimleri o dönemin tarih sayfası gibiydi; kuzeyde, Toroslara tırmanmadan önceki yükseltilerde ulaştığımız Öküzini Mağarası’nda on yıllar önce tespit edilen -Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde kopyası olan- hayvan resmi (öküz) doğa ve insan tahribatına direnemeyip yok olmuştu. Müzelerimiz, gerek tarih öncesi, gerekse sonrası uygarlık izini yansıtan önemli kurumlardır; mağara kazılarında ortaya çıkan bulgular müzelerimizin sunduğu önemli kaynaklardır. Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağı ve sonrası bulgularının sergilendiği müze vitrinleri öğretici tarih sayfaları gibidir. Açık alanda görülen yaşam iziyle müzedeki bulgular birleştiğinde geçmiş dönem yaşamları düş dünyamızda bin bir görüntüye dönüşür. Yazının Anadolu’da kullanımı sonrasında Hitit tabletlerinden öğrendiğimiz Pamphylia’nın bazı kentlerini bilmekteyiz. Demir Çağı sonrası dönemlerin halkları da Pamphylia üzerine nice tarih sayfasını andıran yazıtları / bilgileri günümüze ulaştırdı.
Belgeselin başlangıcında Pamphylia’yı, Lykia’nın (Likya) ve Pisidia’nın (Pisidya) yüce doruklarından seyretmiştik; ovaya inip önce falezler üzerine kurulu Attaleia’dan başlayıp Perge’ye, oradan Büyük İskender’in kuşatıp giremediği Sillyon’a, ardından görkemli tiyatrosuyla ünlü Aspendos’a ve en doğuda -ismi narla özdeş- Side’ye uzandık. Pamphylia sadece bu yerleşimlerden ibaret değildi; yakın çevresinde Torosların -eşsiz dorukları başlamadan- eteklerinde, Attaleia’nın kuzeyinde Varsak’ta kurulu Lyrboton Kome’ye, Side’nin kuzeyindeki Lyrbe/ Seleukeia/ Klaudioseleukeia yerleşimine, Perge’nin güneyindeki Karaçallı Nekropolü ve Antik Taş Ocağı’na uğradık. Lara’da modern yapılar arasında yitmiş Magydos’un, modern kentin yuttuğu Attaleia’nın doğusundaki diğer küçük antik yerleşimlerin izlerini de sürdük. Pamphylia’nın su yollarını izleyip Torosların eteklerinde su kaynaklarını araştırdık. Zaman zaman bölge sınırları dışına çıkıp Pamphylia’nın doğusunda Korakesium’a (Alanya); kuzeyinde Torosların doruklarında görkemli Pisidia kentleri Etenna, Selge ve Termessos’a; batısında -bazı antik kaynaklarda Lykia, bazılarındaysa Pamphylia kenti olarak aktarılmış- Phaselis’i de gezdik. Tanımlanmış bir “Pamphylia Yolu” çizemesek de siz sevgili okurlarla katettiğimiz“yolumuzu” paylaştık; dileğimiz, “Likya Yolu” gibi, işaretli, tabelalarıyla yönlendirici“Pamphylia Yolu”nun hayata geçmesi… Bu gezilerimizde önceki yüzyılların kaşifleri gibi heyecanlanıp, coştuk; bu belgesel çalışmamızla 20. yüzyılın son on beş yılıyla, 21. yüzyılın ilk çeyrek dilimi tanıklığını sunduk. Bilim, kültür-sanat insanlarının coşkulu çabaları sürüp sahiplenenleri çoğaldıkça gelecek on yıllarda Akdeniz’in hayat verdiği bu toprakların uygarlık izleri daha tanınır ve bilinir olacaktır.
Bu belgesel, Pamphylia’yı yakından tanımaya davettir. Akdeniz’in esintisinde filizlenen “Halkların Yurdu”nda yola çıkmaya hazırsanız, ister Lykia’dan girin, isterseniz Pisidia’dan; ya da doğudan Kilikia’dan… Düşlerinizin peşinde yapacağınız bu yolculuk, öğretici olduğu kadar, yakın tanıklık belleğimizde unutulmaz izler bırakacaktır. Görüp, özümseyip, sahiplenmek korumanın ön adımı değil midir?
